Media Democracy

John Keane – Medya Ve Demokrasi

I. Yazar ve Temel Tez

John Keane (d. 1949), iletişim ve siyaset felsefesi alanında uzmanlaşmış, Londra’da yaşayan bir akademisyendir. Eser, Batı demokrasilerinde iletişim sistemlerinin siyasal partilerin ve kiliselerin yerini alarak kamuoyu oluşturma ve temsil etme açısından artan önemine rağmen, medya ve demokrasi arasındaki ilişki hakkındaki temel soruların ihmal edildiği bir bağlamda kaleme alınmıştır.

Keane’nin temel tezi, iletişim özgürlüğünün sadece devlet despotizmine karşı mücadeleyle sınırlı kalmaması gerektiğidir. Yazar, liberal pazar argümanının (deregülasyon) kendi içinde çelişkili olduğunu ve iletişimin hem demokratik olmayan devletler hem de demokratik olmayan pazar güçleri tarafından yönetilen yurttaşların çoğunluğunu güçlendirmeye odaklanması gerektiğini öne sürmektedir. Bu amaçla, Keane, devlete ve ticari pazarın hegemonyasına alternatif teşkil eden yenilenmiş bir kamu hizmeti medya modeli geliştirmeye çalışır.

51U6SEm4B2L. AC UL210 SR210210

II. Basın Özgürlüğünün Felsefi Temelleri ve Evrimi

Kitap, modern “basın özgürlüğü” idealinin doğuşunu inceleyerek başlar. Bu ideal, devlet sansürüne karşı verilen mücadelenin yaşamsal bir parçasıdır ve erken modern toplumlarda dört farklı felsefi yaklaşımla savunulmuştur:

  1. Teolojik Yaklaşım:

    Basın özgürlüğünü, Tanrı’nın insanlara bahşettiği akıl adına savunur. John Milton’ın Areopagitica (1644) eserinde belirtildiği gibi, sansür bireylerin düşünme özgürlüğünü ve vicdanlarına göre seçim yapma yeteneğini kısıtladığı için kabul edilemezdir.

  2. Doğal Haklar Yaklaşımı:

    Basın özgürlüğünün bireyin doğal haklarından kaynaklandığını savunur. Matthew Tindal bu hakların, bireylerin kendi adlarına karar verme yeteneğine dayandığını ve devlet erkinin bu hakları gasbedemeyeceğini ileri sürer.

  3. Faydacılık (Utilitarianism) Kuramı:

    Basın özgürlüğünü, en fazla sayıda insanın en fazla mutluluğunun sağlanması ilkesine aykırı olan devlet sansürüne karşı bir denge unsuru olarak görür. Jeremy Bentham, basın özgürlüğünün, yöneten azınlığın yolsuzluklarını ortaya çıkararak yönetilenlerin mutluluğunu artıracağını savunur.

  4. Hakikat Yaklaşımı:

    Hakikate, yurttaşlar arasında kısıtlamasız tartışma yoluyla ulaşılacağı düşüncesine dayanır. John Stuart Mill’in Özgürlük Üzerine (On Liberty) eserinde, yanlış bir düşüncede bile bir miktar hakikat bulunabileceği ve hakikatin, karşı fikirlerle zorlanmazsa **”ölü dogma”**ya dönüşeceği argümanı işlenir.

Keane, klasik basın özgürlüğü kuramlarının, medyanın kendi kendini sansür etmesi, karmaşık toplumlarda temsil mekanizmalarının kaçınılmazlığı ve savunulan farklı felsefi gerekçelerin kendi içlerindeki çoğulcu olmama gibi kör noktaları olduğunu belirtir.

III. Deregülasyon ve Pazarın Başarısızlıkları

Kitabın önemli bir bölümü, pazar liberalizminin iletişim özgürlüğünü en üst düzeye çıkarma iddiasını eleştirmeye ayrılmıştır. Pazar liberallerinin temel argümanı, deregülasyonun rekabeti teşvik ederek ve bireysel seçimi güvence altına alarak medya üzerindeki devlet kontrolünü (pederşahilik) ortadan kaldıracağıdır. Yeni mikro-elektronik teknolojiler (kabolu TV, uydu yayınları) ise “tayf darlığı” (frekans kıtlığı) argümanını geçersiz kılarak bu süreci desteklemektedir.

Ancak Keane, pazar liberalizminin temel olarak “piyasa fetişizmini” (piyasanın özgürlüğü kendi başına sağlayacağı inancını) desteklediğini ve bunun pazar sansürünü de beraberinde getirdiğini gösterir.

Pazarın Başarısızlıkları şunlardır:

  • Tekelleşme Eğilimi:

    Sınırsız rekabet, yüksek giriş maliyetleri nedeniyle (e.g., The Independent‘ın kuruluş fonu), medya sermayesinin yoğunlaşmasına yol açar. Murdoch’un News Corporation veya Berlusconi’nin Fininvest gibi dev çokuluslu şirketler bu sürecin timsalidir.

  • Seçim Kısıtlaması ve Vasatlaşma:

    Pazar rekabeti, yayıncıları **”beğeninin en küçük ortak paydası”**na doğru yönelmeye zorlar. Bu durum, program çeşitliliğini sınırlar ve program türlerinin birbiriyle örtüşmesine yol açar; enformasyonun ticari olarak geçerli olan seçeneklerle sınırlandırılması, yani “ticari tüzel söylemin” ayrıcalıklı kılınmasıyla sonuçlanır.

  • Eşitsiz Erişilebilirlik:

    Etkili talep (para ödeme gücü) gerektiren pazar, bilgi-zengini ve bilgi-yoksulları arasında uçurum açar. Medya, izleyicilere satılmak yerine, reklamcılara pazarlanır. Bu durum, özellikle azınlıkların, çocukların veya marjinal grupların pazar dışı tercihlerini görmezden gelen bir programlama anlayışına yol açar.

IV. Demokratik Leviathan ve Siyasal Sansür

Keane, pazar liberallerinin sadece devlet sansürüne odaklanmasının yanlış olduğunu, zira demokratik rejimlerin merkezinde bile “Demokratik Leviathan” adı verilen, hukuka karşı sorumsuz siyasal erk toplamının çoğaldığını belirtir. Bu gizli ve keyfi erk, iletişim özgürlüğüne karşı beş yolla sansür uygulamaktadır:

  1. Zorla Sindirme (Ön Engelleme ve Yayım Sonrası Sansür):

    Hükümetlerin yasaklar, tehditler ve tutuklamalar yoluyla medyayı sindirmesi.

  2. Silahlı Gizlilik: Ulusal güvenlik bahanesiyle faaliyet gösteren, parlamento denetimine tabi olmayan polis ve askeri aygıtların (MI5, MI6) yaygınlaşması. Bu durum, ulus-üstü askeri örgütlerin büyümesiyle de pekişir.

  3. Yalan Söyleme:

    Siyasetin imaj oluşturma ve olguları çarpıtma sanatı haline gelmesi. Beyaz Saray gibi yönetimlerin, medyaya “kibar yalanlar” (brifingler) sunarak ve haberi kendilerinin üretip dağıtarak kamusal söylemi manipüle etmesi.

  4. Devlet Reklamcılığı:

    Hükümetlerin reklam bütçeleri (örneğin Britanya’da yılda 200 milyon sterlin) aracılığıyla medyayı finansal olarak bağımlı hale getirmesi ve böylece haber gündemini etkilemesi.

  5. Korporatizm:

    Devlet işlevlerinin, yasama organları yerine, sivil toplumun başlıca çıkar grupları (sendikalar, firmalar) ile devlet arasında yapılan gayri resmi, gizli pazarlıklarla yürütülmesi.

Bu artan hukuksuzluk karşısında, Keane, “Günışığındaki Hükümet” ilkesine dayanan yasal güvencelerin (Bilgiye Erişme Yasası, Verilerin Korunması, Cevap Hakkı gibi) getirilmesini zorunlu görür.

V. Yenilenmiş Kamu Hizmeti Modeli ve Çoğulculuk

Yenilenmiş kamu hizmeti modeli, temelci (foundationalist) ilkelerden (Hakikat, İnsan Doğası gibi) arınmış bir demokratik şüpheciliğe dayanır. Bu model, pazar liberalizminin ve devlet despotizminin tehlikelerine karşı sivil toplumu korumayı amaçlar.

Modelin temel stratejileri şunlardır:

  1. Devlet ve Pazar Erkinin Dengelenmesi:

    Devletin egemenliğinin ulus-üstü yapılar ve ulusal merkezkaç eğilimler nedeniyle gerilediği kabul edilmelidir. Bu durum, siyasal erk merkezlerini “ele geçirme” gibi geleneksel radikal stratejileri inandırıcılıktan uzaklaştırmakta, bunun yerine yatay örgütlenmiş sivil toplum ağlarının geliştirilmesini gerektirmektedir.

  2. Gayri Metalaştırma:

    İletişim medyasının kamu mülkiyeti olarak görülmesi ve ticari tüzel erkin sınırlandırılması. Bu, medya şirketlerine ortak taşıyıcı (common carriers) muamelesi yapılmasını ve küçük yapımcılara/bireylere erişim hakkı tanınmasını gerektirir.

  3. Pazar Dışı/Devlet Dışı Medya Ağı:

    Yeni kamu hizmeti, kamu parasıyla finanse edilen, kar amacı gütmeyen, yasal güvencelere sahip medya kurumlarından oluşmalıdır. Örnekler arasında, yöneticileri hükümet tarafından atanmayan, demokratik karar süreçlerine sahip BBC modeli (Almanya’daki sisteme benzer şekilde, toplumsal grupların temsilcilerinin katılımıyla) ve kamuya ait basım ve yayın tesisleri sayılabilir.

  4. Teknolojik Avantajların Kullanımı:

    Yeni mikro-elektronik teknolojiler (bilgisayarlar, sayısal ağlar, narrowcasting) maliyetleri düşürerek, bireysel alıcının gücünü artırarak ve enformasyonun kopyalanmasını zorlaştırarak, iletişim araçlarının özel ellerde bulunması ilkesine meydan okumaktadır.

VI. Demokrasi ve Riskler

Keane, demokratik işleyiş ve kamu hizmeti medyasının karmaşık toplumlarda, özellikle de çevresel felaketler ve küresel riskler çağında, yeni bir geçerlilik kazandığını öne sürer. Demokrasinin üstünlüğü, her zaman en iyi kararları garanti etmesi değil, “anlaşmazlığa ulaşılmasını kolaylaştırması” ve yanlış kararların geri alınabilme (geri döndürülebilirlik) olanağını sağlamasıdır.

Kamu hizmeti medyası bu bağlamda bir erken uyarı sistemi işlevi görmelidir. Çoğulcu iletişim kuruluşları, risklerin teknokratik uzmanlar ve büyük şirketler tarafından basitleştirilmiş ve önyargılı aktarılmasını kırarak, yurttaşların risk değerlendirmesi sürecine katılıp itiraz etmelerini sağlamalıdır.

Kitap, iletişim özgürlüğünün mutlak anlamda gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ve “enformasyon tipileri” (iletişim bombardımanı) riskinin devam ettiğini vurgulayarak sona erer. Medya ve demokrasi konusunun daima açık ve tartışmalı kalması gerektiği, çünkü demokrasinin çözümleri kesin olmayan, süregelen bir uğraş olduğu fikri hakimdir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.